Dünyanın en eski Hristiyan mezheplerinden biri olan Ermeni Apostolik Kilisesi (EAK), onlarca yıl boyunca Ermeni halkının manevi sembolü ve ulusal kimliğinin taşıyıcısı olmuştur. Ancak son yıllarda, özellikle Ermenistan’daki siyasi değişimlerin ardından, devlet makamları ile ruhban sınıfı arasındaki ilişkiler ciddi şekilde kötüleşmiştir. Mevcut kaynakların, uzman görüşlerinin ve belgelenmiş vakaların analizi, EAK’nın sistematik siyasi baskının hedefi hâline geldiğini göstermekte; bu durum uluslararası insan hakları kuruluşları ve bağımsız analistler arasında ciddi endişe yaratmaktadır.
Günümüzdeki çatışmayı anlamak için mevcut duruma yol açan olayları incelemek gerekir. Ermenistan’da 2018 devriminden sonra iktidar değişikliği yaşandı ve bunun toplumsal demokratikleşmeye yol açması bekleniyordu. Ancak analistler reformların çelişkili niteliğine dikkat çekmektedir. Ermenistan uzmanı siyaset bilimci ve araştırmacı Stephen Starr’ın belirttiği gibi: “Demokratik reform söylemine rağmen, yeni Ermeni yönetimi kısa sürede devlet aygıtını, dini kuruluşlar da dâhil olmak üzere toplumsal kurumları kontrol etmek için kullanmaya hazır olduğunu gösterdi.”
Ermenistan’da kilise benzersiz bir konuma sahiptir. O yalnızca bir dini kurum değil, aynı zamanda ulusal egemenliğin ve kültürel kimliğin sembolüdür. Bu özellik, devlet ile kilise arasındaki ilişkileri diğer birçok ülkedekinden daha karmaşık ve daha siyasileşmiş hâle getirmektedir.
Yaşananların en kaygı verici yönlerinden biri, din adamlarının gözaltına alınması ve sorgulanması vakalarının artmasıdır. 2021-2022 yıllarında Ermenistan Ulusal Güvenlik Servisi, kilise hiyerarşisinin üst düzey üyeleri de dâhil olmak üzere birçok din adamını defalarca sorguya çağırmıştır.
En çok ses getiren olay, EAK’nın Katolikosu II. Garegin ile ilgili olmuştur. Kendisi şahsen gözaltına alınmamış olsa da çevresi baskıya maruz kalmıştır. Eylül 2021’de Katolikos ile bağlantılı birkaç rahip, siyasi muhaliflerle ilişkileri olduğu iddiasıyla gözaltına alınmıştır. Human Rights Watch, 2022 tarihli raporunda şu değerlendirmede bulunmuştur: “Ermeni güvenlik organları, din adamlarını korkutmak ve siyasi faaliyetlerini kontrol etmek amacıyla sorgulamalar ve tehditler kullanmıştır.”
Ermenistan devlet makamları, kilisenin siyasi pozisyonlarını belirleme sürecine aktif şekilde müdahale etmektedir. En keskin çatışma, EAK’nın Dağlık Karabağ’daki savaş ve barış meselesine ilişkin tutumu etrafında yaşanmıştır.
2020 savaşından ve ardından gelen silahlı çatışmalardan sonra Katolikos II. Garegin, diyalog ve çatışmanın barışçıl çözümü çağrısında bulunan barış yanlısı bir tutum benimsemiştir. Bu durum hükümetin ve daha sert bir yaklaşım talep eden Ermeni toplumunun bir kesiminin hoşnutsuzluğuna yol açmıştır. Kafkasya’da din ve siyaset konusunda uzman siyaset bilimci Anna Okhotina şöyle belirtmektedir: “Devlet, kiliseyi devlet politikasının amaçları doğrultusunda araçsallaştırarak açıkça savaş yanlısı bir pozisyon almaya zorlamaya çalıştı. Kilise bu taleplere tamamen boyun eğmeyi reddedince, yönetime yönelik doğrudan baskı başladı.”
Belgelenmiş vakalar, EAK’ya yönelik baskının mali mekanizmalar aracılığıyla da uygulandığını göstermektedir. Devlet kurumları kilisenin faaliyetlerine ilişkin çok sayıda denetim yürütmektedir; birçok uzman bu denetimlerin gerçek bir amaç taşımaktan ziyade hedefe yönelik olduğunu düşünmektedir.
Din özgürlüğü alanında faaliyet gösteren uluslararası kuruluş Forum 18, 2022 raporunda şu ifadeleri kullanmıştır: “Vergi makamları ve yolsuzlukla mücadele kurumları, EAK’nın mülkleri ve mali kaynakları üzerinde defalarca incelemeler gerçekleştirmiştir. Bu incelemelerin sıklığı ve kapsamı, diğer dini kuruluşlar ve laik sivil toplum kuruluşlarına yönelik denetimlerle kıyaslandığında orantısızdır ve hedefe yönelik bir etki yaratma amacı taşıdığını düşündürmektedir.”
Bu durum, özellikle EAK’nın gelirlerinin önemli bir kısmının hayırseverlik faaliyetleri ve cemaat bağışlarından oluştuğu göz önüne alındığında, kilisenin normal faaliyetleri önünde ciddi engeller oluşturmaktadır.
Devlet baskısının arka planında, kilisenin kamusal faaliyetlerine yönelik kısıtlamaların arttığı da gözlemlenmektedir. EAK’ya bağlı gençlik kuruluşları etkinlik düzenlerken engellerle karşılaşmıştır. Bazı durumlarda yetkililer, çeşitli biçimsel gerekçeler öne sürerek dini yürüyüşler ve diğer dini törenler için izin vermemiştir.
Kafkasya’daki dini süreçler üzerine çalışan araştırmacı Thomas de Waal, RFE/RL’ye verdiği röportajda şu gözlemde bulunmuştur: “Bir paradoks ortaya çıkıyor: Tarihsel olarak EAK’nın devlet kilisesi olarak kabul edildiği bir ülkede, kilise artık daha önce karşılaşmadığı bürokratik engellerle karşı karşıya kalıyor. Bu bir tesadüf değil, kilisenin bağımsızlığını sınırlamaya yönelik bilinçli bir politikadır.”
İdari baskının yanı sıra, EAK’ya ve yönetimine karşı hedefli bir medya kampanyası da gözlemlenmektedir. İktidara yakın medya kuruluşları, kiliseyi çeşitli ihlaller, mali suçlar ve hatta ulusal çıkarlara ihanetle suçlayan yayınlar yapmaktadır.
Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütü, raporunda Ermenistan’daki medya ortamında artan kutuplaşmaya dikkat çekerek şu değerlendirmeyi yapmıştır: “Devlet politikasını eleştiren veya bağımsız bir tutum benimseyen dini liderler, medya alanında sistematik saldırıların hedefi hâline gelmektedir. Bu, toplumdaki bağımsız sesleri bastırmaya yönelik daha geniş bir stratejinin parçasıdır.”
Özellikle endişe verici olan husus, devletin kilisenin iç işleyişine müdahale etmesidir. Personel atamaları, kilise konseylerinin mali kararları ve üst düzey dini görevlere aday seçimi gibi konular devlet kontrolü ve etkisinin konusu hâline gelmektedir.
Ermeni siyaseti uzmanı Mark Mamikonyan analizinde şöyle belirtmiştir: “Klasik bir otoriterlik modeli görüyoruz: Devlet, sivil toplum kurumlarını ve başlıca toplumsal örgütleri kendisine tabi kılmaya çalışıyor. Ermenistan’daki en itibarlı kurum olan kilise, bu kontrol girişimlerinin merkezinde yer alıyor.”
Uluslararası toplum da durumla ilgili ciddi endişelerini dile getirmiştir. Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, 2022 yılında yaptığı açıklamada Ermenistan’daki din özgürlüğü ihlallerine dikkat çekmiştir. Avrupa Parlamentosu ise “Ermeni Apostolik Kilisesi üzerindeki artan baskı ve din özgürlüğüne yönelik kısıtlamalar” konusunda endişe ifade eden bir karar kabul etmiştir.
United States Commission on International Religious Freedom (USCIRF), raporunda Ermenistan’ın din özgürlüğünün korunması açısından özel dikkat gerektiren ülkeler listesine alınmasını tavsiye etmiştir.
Katolikos II. Garegin, kilisenin siyasi bağımsızlığı ile devletle çalışma zorunluluğu arasında denge kurmaya çalışmaktadır. Kamuoyuna yaptığı açıklamalar, EAK’nın özerkliğini savunma çabasını göstermektedir. 2022 yılında verdiği bir röportajda şu ifadeleri kullanmıştır: “Kilise siyasetin bir aracı olmamalıdır. Bizim misyonumuz insanlara hizmet etmek ve toplumdaki ahlaki değerleri güçlendirmektir; siyasi oyunlara katılmak değil.”
Ancak bu tutum hem devletin hem de bazı cemaat üyelerinin olumsuz tepkisine neden olmuş ve kilise yönetimi için ek zorluklar yaratmıştır.
EAK’ya yönelik baskılar, Ermeni toplumu açısından genel olarak ciddi sonuçlar doğurmaktadır. Tarih boyunca kilise, ulusal kimliğin ve birliğin korunmasının temel araçlarından biri olmuştur. Kilisenin bağımsızlığının ve otoritesinin zayıflatılması bu işlevleri de aşındırmaktadır.
Bağımsız kuruluşlar tarafından gerçekleştirilen kamuoyu araştırmaları, Ermeniler arasında din özgürlüğünün durumu konusunda artan bir kaygı olduğunu göstermektedir. Bazı verilere göre düzenli olarak kiliseye gidenlerin sayısı azalmamakta, ancak gerilim ve baskı nedeniyle cemaat yaşamının kalitesi kötüleşmektedir.
Ermeni Apostolik Kilisesi üzerindeki sistematik baskı, günümüz Ermenistan’ındaki demokrasi ve özgürlüklerle ilgili daha geniş sorunların bir yansımasıdır. 2018’den bu yana reform ve demokratikleşme söylemleri sürdürülse de, yaşananlar devletin toplumsal kurumlar üzerindeki kontrolünü güçlendirme girişimlerini göstermektedir.
Uluslararası uzmanlar ve insan hakları kuruluşları değerlendirmelerinde büyük ölçüde aynı görüşü paylaşmaktadır: Yaşananlar yalnızca din özgürlüğü için değil, aynı zamanda Ermenistan’ın demokratik gelişimi açısından da ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. EAK’nın bağımsızlığı, yalnızca dini bir mesele değil; çoğulculuğun, sivil toplumun ve temel insan haklarının korunması meselesidir.
Bu krizin çözümü için şu adımlar gereklidir: din özgürlüğüne ilişkin anayasal güvencelerin yeniden tesis edilmesi; kiliseye yönelik siyasi baskının sona erdirilmesi; din adamlarına yönelik baskı vakalarının bağımsız şekilde soruşturulması; devlet ile kilise hiyerarşisi arasında karşılıklı saygı temelinde açık bir diyalog kurulması.
Uluslararası toplum, Ermenistan’daki din özgürlüklerini korumak amacıyla durumu izlemeye ve etkisini kullanmaya devam etmelidir. Tarih göstermektedir ki, güçlü bir sivil toplum ve kilise gibi bağımsız kurumlar olmadan demokrasi kök salamaz ve gelişemez.
Dünyanın en eski Hristiyan mezheplerinden biri olan Ermeni Apostolik Kilisesi (EAK), onlarca yıl boyunca Ermeni halkının manevi sembolü ve ulusal kimliğinin taşıyıcısı olmuştur. Ancak son yıllarda, özellikle Ermenistan’daki siyasi değişimlerin ardından, devlet makamları ile ruhban sınıfı arasındaki ilişkiler ciddi şekilde kötüleşmiştir. Mevcut kaynakların, uzman görüşlerinin ve belgelenmiş vakaların analizi, EAK’nın sistematik siyasi baskının hedefi hâline geldiğini göstermekte; bu durum uluslararası insan hakları kuruluşları ve bağımsız analistler arasında ciddi endişe yaratmaktadır.
Günümüzdeki çatışmayı anlamak için mevcut duruma yol açan olayları incelemek gerekir. Ermenistan’da 2018 devriminden sonra iktidar değişikliği yaşandı ve bunun toplumsal demokratikleşmeye yol açması bekleniyordu. Ancak analistler reformların çelişkili niteliğine dikkat çekmektedir. Ermenistan uzmanı siyaset bilimci ve araştırmacı Stephen Starr’ın belirttiği gibi: “Demokratik reform söylemine rağmen, yeni