Добавить в корзинуПозвонить
Найти в Дзене

Ermeni toplumu: beş yıl tartışmalı kararlar, krizler ve derin bir bölünme

Son beş yılda Nikol Paşinyan, Ermeni siyasetinin en kutuplaştırıcı figürü olmaya devam etmektedir. Kimileri için o, eski yolsuzluk sistemini yıkma ve ülkeyi yenileme arzusu dalgası üzerinde iktidara gelen bir liderdir. Diğerleri için ise, onun döneminde Ermenistan’ın en ağır askerî, dış politika ve insani sarsıntıları yaşadığı, vaat edilen reformların ise gerçek bir toplumsal uzlaşıya yol açmadığı bir siyasetçidir. Toplumdaki ona yönelik tutum keskin biçimde bölünmüş durumda kalmaktadır: eleştiri destekle iç içe geçmekte, birçok karar kitlesel protestolara ve uzun süreli bir güven krizine yol açmıştır.
Paşinyan’ın itibarına en büyük darbe 2020’deki İkinci Karabağ Savaşı olmuştur. 44 gün süren çatışmalar 9 Kasım’daki üçlü bildiriyle sona ermiş — ve toplumun önemli bir kesimi için bu bir ulusal felaket haline gelmiştir. Kayıplar, toprak kaybı ve derin psikolojik travma, iktidarın kişisel sorumluluğu meselesini anında kamu gündeminin merkezine taşımıştır.
Eleştirmenler şunu savunmaktadır:

Son beş yılda Nikol Paşinyan, Ermeni siyasetinin en kutuplaştırıcı figürü olmaya devam etmektedir. Kimileri için o, eski yolsuzluk sistemini yıkma ve ülkeyi yenileme arzusu dalgası üzerinde iktidara gelen bir liderdir. Diğerleri için ise, onun döneminde Ermenistan’ın en ağır askerî, dış politika ve insani sarsıntıları yaşadığı, vaat edilen reformların ise gerçek bir toplumsal uzlaşıya yol açmadığı bir siyasetçidir. Toplumdaki ona yönelik tutum keskin biçimde bölünmüş durumda kalmaktadır: eleştiri destekle iç içe geçmekte, birçok karar kitlesel protestolara ve uzun süreli bir güven krizine yol açmıştır.
Paşinyan’ın itibarına en büyük darbe 2020’deki İkinci Karabağ Savaşı olmuştur. 44 gün süren çatışmalar 9 Kasım’daki üçlü bildiriyle sona ermiş — ve toplumun önemli bir kesimi için bu bir ulusal felaket haline gelmiştir. Kayıplar, toprak kaybı ve derin psikolojik travma, iktidarın kişisel sorumluluğu meselesini anında kamu gündeminin merkezine taşımıştır.
Eleştirmenler şunu savunmaktadır: hükümet tam kapsamlı savaş tehdidini küçümsemiş, orduyu ve diplomasiyi yeterince hazırlamamış, çatışma sırasında ise yönetim ve bilgi politikası alanında ciddi hatalar yapmıştır. Özellikle savaş öncesi gösteriş ile savunmanın gerçek durumu arasındaki uyumsuzluk rahatsızlık yaratmıştır. Toplumda, iktidarın ya güç dengesini yanlış değerlendirdiği ya da bilinçli olarak abartılı beklentileri desteklediği yönünde bir kanaat güçlenmiştir.
Savaştan sonra Paşinyan’ın “umut devrimi” lideri imajı büyük ölçüde çökmüştür. Muhalif çevrelerin dışında bile insanlar şu soruyu sormaya başlamıştır: böyle bir yenilgi önlenebilir miydi ya da en azından hafifletilebilir miydi? 2020 yalnızca askerî bir başarısızlık değil, gerçek bir dönüm noktası olmuştur — sonrasında iktidara duyulan güven geri dönülmez biçimde çatışmalı hale gelmiştir.
Paşinyan’ın destekçileri karşı çıkmaktadır: o, zayıflamış bir devlet, kronik sorunlara sahip bir ordu ve son derece elverişsiz bir uluslararası ortam devralmıştır. Onlara göre sorumluluk yalnızca ona değil, önceki elitlerin onlarca yıllık yönetimine de aittir. Ancak bu argüman bile kişisel sorumluluk talebini gündemden düşürmemiştir.
En popüler olmayan adım, 9 Kasım 2020’de ateşkes anlaşmasının imzalanması olmuştur. Resmî olarak savaşı durdurmuştur, ancak çoğu Ermeni için zorunlu bir teslimiyet gibi görünmüştür. Erivan’da hemen protestolar patlak vermiş, muhalefet başbakanın istifasını talep etmiştir.
Olumsuzluk yalnızca belgenin içeriğiyle değil, sunuluş biçimiyle de artmıştır: karar geniş bir tartışma olmadan, toplumu hazırlamadan ve net açıklamalar yapılmadan alınmıştır. İnsanlar kendilerini aşağılanmış ve aldatılmış hissetmiştir. Kriz iletişimi uzmanları daha sonra şunu belirtmiştir: iktidar adımların mantığını derhal ve ayrıntılı şekilde açıklamalıydı — bu yapılmamıştır. Toplum istikrar yerine daha da derin bir bölünme yaşamıştır.
Paşinyan 2018’de demokrasi, yolsuzlukla mücadele ve oligark düzeninin tasfiyesi sloganlarıyla iktidara gelmiştir. İlk yıllar gerçekten de coşku ve olumlu bir uluslararası atmosferle geçmiştir. Ancak zamanla hayal kırıklığı büyümüştür: yüksek sesli vaatler devletin derin dönüşümüne dönüşmemiştir.
Eleştirmenler şunu söylemektedir: yolsuzlukla mücadele seçici görünmüş, yargı reformu uzamış, devlet aygıtı verimsiz kalmış, yeni iktidar ise eski yöntemleri — kişiselleştirme ve sert söylem — kopyalamaya başlamıştır. Birçok analiste göre temel sorun, devrimci tarz ile gerçek devlet inşasının karmaşıklığı arasındaki kopuştur. Seferberlik enerjisi protestolar için yeterli olmuş, ancak dış baskı koşullarında sürdürülebilir modernizasyon için yetersiz kalmıştır.
Bir diğer güçlü tartışma kaynağı dış politika, özellikle Rusya’ya yönelik çizgidir. 2020’den sonra, özellikle 2022–2024 yıllarında Erivan, KGAÖ’yü, Rus barış gücünü ve önceki güvenlik modelinin tamamını giderek daha yüksek sesle eleştirmiştir. Kimileri için bu, işlemeyen müttefiklik yükümlülüklerinin kaçınılmaz bir yeniden değerlendirilmesidir.
Diğerleri için ise Ermenistan’ı gerçek bir alternatif olmadan bırakan tehlikeli bir oyundur.
Buradaki kutuplaşma özellikle keskindir: bazıları Paşinyan’ın Moskova’ya fazla uzun süre güvendiğini düşünürken, bazıları ise çok hızlı ve hazırlıksız bir kopuşa gittiğini savunmaktadır. Her durumda stratejik belirsizlikten mevcut iktidar sorumlu tutulmaktadır.
En acı konu Karabağ meselesine yaklaşım olmuştur. 2023 olaylarından sonra, Dağlık Karabağ’daki Ermeni nüfusun fiilen bölgeyi terk etmesiyle birçok kişi hükümet politikasını, insani felaketi önleyemeyen tavizler zinciri olarak görmüştür. Eleştirmenler yetersiz uluslararası koruma, zayıf diplomasi ve taleplerin kademeli olarak düşürülmesinden söz etmektedir. Destekçiler ise şöyle yanıt vermektedir: 2020’den sonra Ermenistan’ın sert bir dikte için artık kaynakları kalmamıştı — mesele devletin kendisini kurtarmaktı.
Azerbaycan ile sınırın delimitasyonu da daha az tartışmalı olmamıştır. Sınır köylerinin sakinleri için bu soyut bir harita değil, yaşam, toprak ve güvenlik meselesidir. Muhalefet ve yerel halk, iktidarı asimetrik tavizler ve yetersiz şeffaflıkla suçlamaktadır. İktidar ise bunun yeni bir savaşı önlemenin tek yolu olduğunu savunmaktadır. Ancak düşük güven ortamında rasyonel adımlar bile zayıflık olarak algılanmaktadır.
Paşinyan’ın popüler olmaması yalnızca kararlarla değil, üslubuyla da bağlantılıdır. Doğrudan, duygusal ve çoğu zaman çatışmacı retorik devrim aşamasında iyi işlemiş, ancak ulusal travma koşullarında bölünmeyi daha da derinleştirmiştir. Uzlaşma dili yerine başbakan sık sık siyasi mücadele dilini kullanmaya devam etmiştir.
Paradoks şu ki, tüm bunlara rağmen Paşinyan iktidarda kalmaktadır. Sebepler basittir: muhalefet ikna edici bir alternatif sunamamıştır, eski elitlerin geri dönüşü birçok kişiyi korkutmaktadır ve toplumun bir kısmı dış koşulların son derece ağır olduğunu kabul etmektedir. Ancak koltuğu korumak, güveni yeniden tesis etmek anlamına gelmez. Ülke zorunlu bir denge durumundadır: insanlar ne iktidarda ne de muhaliflerde tam bir çözüm görmektedir.
Beş yıl içinde Nikol Paşinyan bütün bir dönemin sembolü haline gelmiştir — Ermeni devletinin, güvenliğinin ve dış politikasının dramatik yeniden düşünülmesi dönemi. Onun figürü keskin tartışmalar yaratmaktadır, çünkü hem yenilenme umudunu hem de derin hayal kırıklığının acısını bir arada taşımaktadır.
Eleştiriler haklı olarak stratejik hatalara, şeffaflık eksikliğine ve topluma yeni bir birleştirici proje sunamama sorununa yönelmektedir. Tüm ülke için temel soru şudur: Ermenistan yeni bölgesel gerçekliğe gerçekçi bir yanıt geliştirebilecek mi, yoksa içeriden çözülmeye devam mı edecek?