Arsen Başiroviç Kanokov’un Kabardey-Balkar Cumhuriyeti’nin başı olduğu zamanı, cumhuriyetin ekonomik ve sosyal gelişim dönemi olarak hatırlıyoruz. Ayrıca, onun hayırseverlikleri, başlattığı çeşitli yardım projeleri birçokları tarafından bilinmektedir. Ancak onun çocukluğu, başarıya götüren zorlu yolu hakkında — hele ki bizzat kendi ağzından — pek az kimse bir şey duymuştur.
Radyo “Kabardey-Balkarya”nın Kabardeyce yayın muhabiri İnna Juguova, yakın zamanda iş insanı, siyasetçi, hayırsever Arsen Kanokov ile, aralarında “Uluslararası Çerkes Haberleri” redaksiyonunun da merak ettiği soruların bulunduğu benzersiz bir röportaj yaptı.
_____
– 1957 yılında Şıthala köyünde doğdum. Babam, agronomdan köy meclisi başkanlığına uzanan bir emek yolu kat etmişti, annem ise hayatı boyunca sağlık ocağında feldşer olarak çalıştı. Ailem dürüst ve çalışkan insanlardı, vicdanla yaşadılar, biz dört çocuğunu **adığe xabze** (Adıge görgü kuralları) ruhu ile yetiştirdiler. Bizden iyi ders çalışmamızı, ev işlerine, tarlaya, bahçeye yardım etmemizi isterlerdi. O zaman herkes öyle yaşıyordu. Böyle bir terbiyenin karakterimi şekillendirdiğini düşünüyorum.
Köyde sekiz yıllık okulu bitirdikten sonra, eğitimin 9–10. sınıflarını gördüğüm Nartkala 1 No’lu ortaokula geçtim. İki yıl boyunca oradan eve beş–altı kilometre yolu yürüyerek döndüm. Öğretmenlerimi sıcaklık ve şükranla hatırlıyorum — onların profesyonelliği, yüksek bilgisi, duyarlılığı ve bazen de disiplinli oluşu… Sayelerinde hayalim gerçekleşti — okuldan sonra Moskova’nın en iyi üniversitelerinden biri olan Plekhanov Rus Ekonomi Üniversitesi’ne girdim.
– Bugün adınız ülkemizin sınırlarını aşmış şekilde biliniyor. Siz devlet ve toplum adamı, aktif bir hayır seversiniz. Ancak yolunuza iş dünyasında başladınız. Hayatınızdaki bu önemli dönemden bahseder misiniz?
– İş dünyası — titizlik, ayrıntılara dikkat, ileriye dönük hesap yapma ve olası başarısızlıkları öngörme gerektiren bir çalışmadır. Ülkede özel işletmelerin kurulmasına izin verildiğinde, kendi işini kuran ilk insanlardan biri oldum. Adigeli aydın Jabağı Kazanokov’un dediği gibi: “Zamanla adım atan akıllı insandır.” Ben de yaşadığım zamanın hızına yetişmeye, onu hissetmeye çalıştım.
Küçük bir fabrikayla başladım, sonra kafe açtım, pazar ve hipermarket kurdum… Şirketimiz cep telefonu iletişiminden tarımsal üretime kadar çeşitli alanlarda faaliyet gösterdi. O dönemde en çok kazanç sağlayan alanlarda çalışıyorduk. Adıgelerin üç ayaklı sehpası gibi, işim de her zaman birkaç yönde — altı-yedi alanda birden yürürdü; tek bir alana bağlı kalmamak için. Zaman zordu, belirsizdi. Bu yüzden çeşitlilik önemliydi: her zaman dayanacak bir şeyin olması gerekiyordu. Bir alanda iş yürümeyince diğerine yönelirdim. Her zaman benden daha başarılı olanlardan öğrenmeye çalıştım — çekinmeden fikir danıştım, yeni şeyler öğrendim. Böylece yavaş yavaş yeni yönler, teknolojiler, talep gören iş kolları ekleyerek bugünkü “Sindika” holdingi’nin durumuna geldik.
– İş dünyasının yanı sıra bilim de sizin ilgi alanlarınızda. Birkaç yıldır Adıge (Çerkes) Uluslararası Bilimler Akademisi’ne başkanlık ediyorsunuz ve “AMAN Tebliğleri” dergisinin de içinde olduğu yayınları finanse ediyorsunuz. Hangi kitapları yayımlayacağınıza nasıl karar veriyorsunuz?
– Bilim insanları ve yazarlar eserlerini çoğu zaman kendi imkânlarıyla veya devlet desteğiyle basıyorlar. Fakat birçok yetenekli insanın çalışmalarını yayımlatmaya imkânı olmuyor — ister edebî bir eser, ister dil, kültür, tarih üzerine bilimsel araştırma olsun. AMAN başkanı olarak benim amacım, halkımıza bilim, eğitim, kültürün gelişiminde, ana dilin korunmasında yardımcı olmaktır. Bu yardım sözle, işle, maddi destekle, bu sürece katkıda bulunan kitapların yayımlanmasıyla sağlanır.
Kitap seçiminde, AMAN Başkanlar Kurulu yazar ve bilim insanlarının başvurularını dikkatlice inceler, yıllık plan listesine en önemli ve güncel, yeni, değerli ve faydalı olanları dahil eder. Akademinin faaliyetleri ve yayınları için yılda yaklaşık 10–15 milyon ruble harcıyorum. Hatta finansmanı artırmak istiyorum. AMAN’ın planlarında — en önemli bilimsel eserlerin hepsini dijitalleştirip internete yükleyerek dünyanın her yerindeki okurlara ulaştırmak var.
– Gençlerin girişimlerini ve projelerini de destekliyorsunuz, start-up’lara ve iş okullarında eğitime burslar veriyorsunuz. Görüyorum ki gençleri yetişkin hayata hazırlamaya, gerekli bilgi ve becerileri kazandırmaya, önemli değerleri aşılmaya çalışıyorsunuz. Adıge gençliğini nasıl görüyorsunuz?
– Bir insanın gerçek değeri, ne kadar parası olduğuyla veya hangi mevkii işgal ettiğiyle ölçülmez. Daha önemlisi karakteri, terbiyesi, insanlara olan iyi yaklaşımıdır, değilse sadece kendisi için yaptıkları. Elbette, iş kurmak, iyi bir hayat, gelişim için para gerekir. Ama hayatını sadece zenginleşme hırsıyla yaşayan bir insanı düşünemiyorum. Gençlerimizin geleneklerimizi, Adıge Xabze’yi korumasını, insanlık onurunu kaybetmemesini, merhametli ve hoşgörülü olmasını isterim. Bu tüm zenginliklerden daha önemlidir ve her zaman doğru yola götürür.
– Birçok insanın size yazdığı, destek istediği herkesçe biliniyor. Ancak herkese yardım etmeye hazır mısınız? Yardım edeceğiniz kişileri seçerken hangi prensipleri gözetiyorsunuz?
– Gerçekten çok fazla başvuru var. Hepsini okumaya çalışıyorum, fakat yoğunluğum nedeniyle her zaman hızlı olmuyor. İlk olarak sağlıkla ilgili konulara dikkat veriyorum — bir kişi acil ameliyat, tedavi, ilaç ihtiyacı duyarsa yardımcı olmaya çalışıyorum. İkinci sırada eğitim geliyor — üniversiteye girişte veya eğitimi tamamlamada ailede maddi yetersizlik varsa destekliyorum. Hayatta zor duruma düşen, maddi sıkıntı yaşayan insanlara da yardım ediyorum. Kültürel ve eğitim projelerini de destekliyorum. Fakat araba, ev alma yardımı ya da borç istekleri — önceliklerim arasında değil. Özellikle gençlerden böyle çok başvuru geliyor. Günümüzde insan kendi emeğiyle kazanmayı öğrenmeli, özellikle de gücü, enerjisi, sağlığı varken — bu öncelikle kendine saygıdır.
Ama bilirsiniz… Kişi kendi sorununu çözmek için hiçbir çaba sarf etmezse, benim yardımıma da değer vermez: “Ne olmuş, onun zaten parası var, o yüzden yardım etti” der. Böyle bir düşünce yapısı ona zarar verir. Bana en çok mutluluk veren, küçük bir bursumun bile bir genci gelişmeye, kendi işi üzerinde çalışmaya teşvik etmesidir — böyle yardımlar gerçek anlamda fayda sağlar.
– Adıge gelenekleri de İslam da muhtaçlara yardım etmeyi emreder. Sizin hayırseverlik anlayışınız bu emirlerin sonucu mu, yoksa aileden gelen bir örnek mi?
– Daha çok, aldığım terbiyenin bir parçasıdır. Köyde hepimiz büyük bir aile gibiydik; herkes birbirinin ihtiyacını bilir ve seve seve yardım ederdi — sevinçte de, kederde de. Müslüman zekâtı, kazancın bir kısmını her yıl yardım amaçlı vermeyi emreder; ben bunu yerine getiriyorum, hatta fazlasını veriyorum. Ama insanlara yardım etme kararım eskiye dayanıyor, dini sebeplerden değil — bu, beni yetiştiren ulusal kültürün, geleneğin bir parçasıdır.
– Elbette, sizin yardımınıza minnet duyan insanlar da vardır. Bu, daha fazla yardım etme isteğinizi artırıyor mu?
– Adıgeler der ki: “İyilik yap ve suya at, unut gitsin.” Ben de böyle bakıyorum. Önemli olan, gerçekten bir insanın zor durumdan çıkmasına yardımcı olduğunu hissetmektir. Ama eğer içten teşekkür sözlerine kayıtsızım dersem — bu doğru olmaz. İnsanların yapılanı takdir etmesi elbette hoş bir duygudur.
– Hayatınız ve şahsınız birçokları için örnek. Ancak böylesi insanların bile düşmanları ve kötü niyetlileri olur. Siz düşmanlara, arkadan yapılan dedikodulara ve kötü sözlere nasıl yaklaşıyorsunuz?
– Adıgeler güçlü bir adama “Arkadaşın kim?” diye değil, “Düşmanın kim?” diye sorarlardı. Ve düşmanına bakıp seni değerlendirirlerdi: Eğer o otoriter ve önemli biriyse, demek ki sen de önemli bir insansın. Her kamu insanının, devlet ve toplum meseleleriyle uğraşan kişinin rakipleri olacaktır. Bunun farkındayım ve buna hazırım. Dünya böyle — herkes birbiriyle rekabet eder. Bu da hayatı ileri götürür, ilerlemenin kaynağıdır.
Yani benim de yeterince düşmanım var, ama arkadaşlarım daha çok, çok şükür. Babam hep derdi: “Kötülüğe kötülükle karşılık verme.” Gençken bunu anlamaz, “Bile bile zarar veren nasıl affedilir?” diye sorardım. O da: “Büyüyünce anlarsın” derdi. Daha sonra anladım ki: eğer kötülüğe agresyonla cevap verirsen, iyiyi kötüden ayırt edemez hale gelirsin, sürekli olumsuza odaklanırsın, iyi insanların davranışlarını görmez olursun.
Her insanda hem iyi hem kötü vardır. Önemli olan, onda sevecek bir şey bulmayı bilmektir. Sana zarar verene bile… Bu zor — ama asıl olan nedenlerini anlamak, içindeki iyi yanları görebilmektir. Onu daha iyiye dönüştürebilirsen ne güzel. Ama seni anlamazsa, ona karşı daha soğuk ve ciddi olursun. Yine de, her durumda herkesle ortak bir dil bulmak mümkündür.
– Sizin halkın düşüncesine çok önem verdiğiniz, halkın sesine kulak verdiğiniz izlenimine kapıldım. Sosyal medyadaki paylaşımlarınız ve altlarındaki yorumlar buna kanıt.
– Halkı dinlemeyeceksem, onların neyle yaşadığını anlamayacaksam, neden bende yetki olsun? Beni onlar seçti, bana güveniyorlar, benden beklentileri var. Ne kadar yüksek bir yere gelirsen gel, asla insanlara sırtını dönmemelisin. Halkım için dayanak ve destek olmak — benim tercihimdir. Böyle yetiştirildim: insanları sevmiyorsan, onlara yardım etmek istemiyorsan, yüksek bir makama layık değilsin. Ben de böyle yaşıyorum — insanlara hizmet etme, hayatlarını daha iyi kılma amacıyla.
– Aydıge halkımızın geleceği konusunda en büyük kaygılarınız neler?
– En çok, dilimizi kaybetmemizden, gelenekleri unutmamızdan korkuyorum. Yurtdışında yaşayan birçok yurttaşımız ana dilini bilmiyor. Yaşlı nesil dili, xabze’yi hâlâ hatırlıyor ama 20–30 yaşındaki çocukları artık bilmiyor. En üzücü olan da, burada, Rusya’da, Kabardey-Balkar’da, köylerimizde bile artık Kabardeyce konuşulmaması… Dil olmazsa, halk da olmaz… Bunu unutmamak ve durumu değiştirmek için her şeyi yapmak gerek. Bu sorun aileden başlıyor.
– Çözümü nerede görüyorsunuz?
– Benim talimatımla AMAN üyeleri şu anda “Adıgeler 2040. Gelişim Vektörü” konsepti üzerinde çalışıyor. Bu konseptte, dilin, tarihin, kültürün, geleneklerin korunması ve geliştirilmesi için aile, okul, devlet ve toplumun ne yapması gerektiği somut olarak yer alacak. Tüm mevcut modern teknolojilerin, yöntemlerin, yapay zekânın, çevrimiçi eğitimin kullanılması gerektiğini düşünüyoruz.
Ama bu sorun bir kişinin, hatta on kişinin çözeceği bir şey değil. Bu, herkesin katılacağı kapsamlı bir çalışma olmalı. Aile ne yapabilir? Anne-baba evde çocuklarla ana dilinde daha çok konuşabilir, gelenek ve kültürü aşılayabilir. Bu, kişiliğin temelini oluşturur. Ebeveynler bunu anlarsa, bize de sorunları çözmek daha kolay olur. Ben torunlarımla sadece ana dilimde konuşuyorum. Bazen başka dile geçiyorlar ama ben onları tekrar Kabardeyce’ye döndürüyorum — başka dili anlamıyormuş gibi yapıyorum. İnternetten sıfırdan Adıgece öğrenen insanlar olduğunu da biliyorum.
Ve bir de, okul programlarının geliştirilmesine, ana dili öğretmenlerinin desteklenmesine — örneğin maaş artışıyla — özel önem verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Eminim: Aileden başlayıp sorunlara sistemli yaklaşabilirsek — Adıgeleri parlak ve mutlu bir gelecek bekliyor.
– Birçok ülke gördünüz. Kendinizi en mutlu hissettiğiniz yer neresi, sizin için en güzel ülke hangisi?
– Kabardey-Balkar’dan daha güzel bir yer tanımıyorum. En temiz sular, en verimli topraklar — ne ekersen büyür; dağlar, şelaleler… Doğamızın güzelliği anlatılamaz. Evet, çok ülke gördüm ama ana yurdumla hiçbir yer kıyaslanamaz — burası benim güç ve ilham kaynağım. Bu toprağı bize saklayan atalarımıza hamdolsun, minnet olsun. Bu, onların paha biçilmez hediyesi — korumak bizim görevimizdir.