SİHİRLİ BAĞLAMA MEHMET ERENLER
Koronalı günlere müzikle devam ediyoruz. Bugün büyük bir ustayı ve yine büyük bir bozlağı konuşacağız. Ustamız, başta Orta Anadolu havzası bozlakları olmak üzere klasik uzun saplı bağlama geleneğinde “sazın kutbu” ve başlı başına bir “ekol” niteliği taşıyan Ayaşlı Mehmet Erenler… Bozlağımız ise, misket açısını saymazsak, hemen hemen misket ayağından (makam, düzen) tek bozlak olan bir Şereflikoçhisar Bozlağı: “Şeker Dağı”.
Ustamızı tanıtmaya geçmeden önce şu önemli hatırlatmayı yapmakta yarar görüyorum. Halk müziği, bağlama icrası, ozanlar ve ustalar üzerine yazıyoruz ancak ne halk müziği külliyatı ne de bağlama icrası üzerine profesyonel olmadığımı ifade etmeliyim. Çocukluğumdan itibaren yerel ölçekte bağlama icrası yanında, yine küçük yaşlardan itibaren halk müziği, halk dansları ve halkbilim alanlarında bir amatör kültür gönüllüsü, sevdalısı oldum. Evet halkbilimi alanında bilim uzmanlığım (master) yanında, bu alanlarda faaliyet gösteren öğrenci kulüplerinde ve şehir derneklerinde uzun yıllar boyunca yöneticilikler yaptım ancak bunların hiçbirisi beni profesyonel eleştirmen yapmaya yetmez. Ayrıca, değerlendirmelerim genelde Ankara ve Orta Anadolu üzerinedir ve diğer bölgeler de benim sınırlarımı aşar. Tüm bu sınırlılıklarım çerçevesinde yaptığım kişisel değerlendirmeler ve yargılarım ile yıllardır bu alanlarda dirsek çürüten, parmakları nasır tutan birçoğu dostum olan profesyonelleri incitmek istemeyeceğimi ifade etmek isterim.
Bildiğimi düşündüğüm konular ise özelde Ankara, genelde Orta Anadolu’nun insanını, toprağını, değerlerini, tarihini, geleneklerini, duygularını, sızılarını daha yakından tanımamdır. Bu aşinalığımdan dolayı toprağın sızısı ile sazın tınısının ahenk (akort) tutmadığını hissettiğim zaman ne yazık ki en profesyonel icra bile benim için tuzsuz bir çorbaya dönüşmektedir. Toprağın coşkusu sazın kostaklığında ifade bulmayınca sentetik, plastik bir profesyonellik angaryaya dönüştürüyor dinlemeyle geçen zamanımı… Bağlama icrasında aradığım Orta Anadolu bozkırının ve üzerinde yaşayan insanların yüzlerce yıldır yaşadığı sızıyı, acıyı, sevinci, coşkuyu milli çalgımızda hissetmekten ibarettir. Bir sanatçıda bunu hissettiğimizde kulağımız yanında duygularımız, aklımız ve kalemimiz de dikkat kesiliyor. Çok sayıda profesyonel veya amatör dostum “şu isim de var” derken yukarıda ifade etmeye çalıştığım kişisel sınırlılıklarımı ve duyarlılığımı dikkate alırlarsa sevinirim. Bu metodolojik girizgahtan sonra şimdi gelelim Mehmet Erenler Hocamıza…
“Sihirli Bağlama Küçük Mehmet”
1946 Ankara doğumlu olan Mehmet Erenler bağlamayı 8 yaşında kendi kendine çalarak öğreniyor. 13 yaşında sahneye çıkmaya başlıyor ve küçük yaşlardan itibaren neonlarda, afişlerde “Sihirli Bağlama Küçük Mehmet” olarak tanıtılmaya başlanıyor. Türk Halk Müziğinin efsaneleşmiş ismi Muzaffer Sarısözen’in davetlisi olarak çok genç yaşta "Yurttan Sesler" programına katılıyor, 1966’dan itibaren ise TRT kadrosuna dahil oluyor. Çocukluğundan itibaren hayatının özü, anlamı veya diğer adı “bağlama” olan Mehmet Erenler bugün itibarıyla çalış üslubu ve icra yetkinliği açısından benzersiz bir tavra sahip, milli sazımız bağlamanın sınırlarını zorlayan bir virtüöz niteliğine erişmiştir.
Mehmet Hoca’yı özgün ve nadir kılan en önemli özelliklerinden biri, otantik çalış biçimine sadakati ancak bunun üzerine bir ekole dönüşmüş kendi kişisel üslubunu, hemen fark edilen özgün hitabetini yaratmış olmasıdır. Serbest ölçülü doğaçlama çalış geleneği örneklerinden olan bozlak açışlarındaki zengin yerel birikiminin verdiği tavır zenginliği, üst düzey teknik saz hakimiyeti, bir ayağı içinden çıktığı ve temsil ettiği yerel topraklarda olmak üzere topraktan, yerel kaynaklardan aldığı enerjiyi, ruhu, duygu ve duyarlılıkları icraya taşıyabilmesi Hocamızı başta Orta Anadolu bozlakları ve türküleri alanında olmak üzere haklı ve hakkı olarak zirveye taşımıştır.
Mehmet Hoca’nın bir ayağı topraktadır ve bu nedenle icrası organiktir. Konu bozlaklar, ağıtlar olunca toprağın sızısı ile sazın tınısını; konu oyun havaları, türküler olunca yöre insanı ile sazın kostaklığını; konu zeybekler olunca yine yörenin koçaklığını, hamasetini, hamiyetini örtüştürebilmiş, diğer bir deyişle içinden çıktığı toprakların bağlama icrasındaki temsiliyetini en üst düzeye çıkarabilmiş özgün bir isimdir Mehmet Erenler.
Mehmet Hocanın icrasındaki dikkat çeken ve yaygın kanıya dönüşmüş ilk teknik özellik tezene vuruş ve perde baskılarındaki yumuşaklıktır. Ancak durum genellemeye varacak kadar basit değildir zira ezgilerin duygu yoğunluklarına, iniş ve yükselişlere göre tezeneye ve parmaklara bindirdiği yükü muntazam bir ölçüyle yükseltip düşürülebilmektedir. Ne var ki sazından duyulan iniş ve çıkışlar, kendisini izlerken daha az hissedilir, zira gizler kendini. Bununla birlikte oyun ve zeybeklerde kostaklığın, koçaklığın, hamasetin, bozlaklarda ise iç döküşün, hıçkırışların gerektirdiği sert tezene basışları, yörenin doğal yapısında yaygın olan ancak maalesef derleme çalışmalarında tamamen göz ardı edilmiş yöresel geçişleri, motifleri, ara nameleri, süslemeleri, sazın göğsüne atılan parmak vuruşları, parmak taramaları ve yer yer sözlü komutları, konuşmaları, seslenişleri ile yüz yıllık mektepli ekolde unutulan ancak binlerce yıllık ozan geleneğinde yaygın olan tavır, üslup ve icra biçimlerinin kısmen de olsa devamını sağlar Mehmet Hoca.
Özetle, Mehmet Erenler alışılagelen çalış tekniğinin çok ötesinde kendine has bir teknikle çalgı üstünde benzersiz bir hakimiyet sergilemesiyle bağlamada bir ekol niteliği taşımaktadır. 20’den fazla albüme imza atan Mehmet Hoca, çok geniş ve popüler bir zeminde olmasa da icracılığı ile gayet iyi bilinmektedir. Mehmet Hoca’nın ayrıca derlemeciliği ve koro şefliği yönü de bulunmaktadır. Umuyoruz ve diliyoruz ki Ankara Kulübü olarak İsmail Işık’ın yönetmenliğinde Mehmet Erenler Hocamızla birlikte çıkarmayı planladığımız 4 albümle, Hocamızın albüm külliyatı 24’e çıkacaktır.
Bürokratik Ciddiyet ve Bağlama İcrası...
Haddimize midir bilmiyorum, ayrıca ne derece olumsuzluktur farklı kişilerce farklı şekilde değerlendirilebilir ancak Hocamızın kendi penceremizden eleştirilecek yönleri de bulunmaktadır. En duygu yoğun ağıtlarda dahi duygularını saklamasından kaynaklı yüz ve vücut ifadelerine yansıyan bürokratik ciddiyeti, katı kuralcılığı ve hatta tutuculuğa varan ilahi! repertuara karşı sarsılmaz sadakati, bir de olağanüstü yetkinliğine rağmen geniş kitlelerce farkındalığını düşüren mütevazılığı… Halk müziği camiasının ezici çoğunluğunca bunlar sorgulanmaması dahi gereken “olmazsa olmaz” kurallar olarak görülebilir ancak bazen ve hatta çoğu durumda en sorgulanmaz görünen sabitlerin dahi ilk sorgulanması gerekenler olduğunu ifade etmemiz gerekir.
Bizim eleştirel bir gözle değerlendirdiğimiz tüm bu tavır ve davranışların Hocamızın Yurttan Sesler, Radyo Evi ve TRT kökenli mazisinden kaynaklandığını düşünüyorum. Kalıplaşmış kurumsal kültür ve belli bir camiaya tabi olmanın gerektirdiği sosyal norm ve davranışlar “siyah beyaz”ın hâkim estetik paradigma, bürokratik hiyerarşinin ise sanata dahi sirayet eden hâkim örgütlenme modeli olduğu dönemlerde süreç içerisinde Hocamızı da o kalıba göre şekillendirmiştir. Yukarıdaki uzun cümleyi yazarken “Bilimsel Devrimlerin Yapısı” kitabının yazarı Thomas Kuhn’u ve bu kitapta geliştirdiği epistemolojik paradigma, anomali, bilimsel çevrelerin sosyal normları gibi kavramlar bir an zihnimden geçti.
Öte yandan birçoğunuz gibi ben de çocukluğumdan beri hep sorgulamışımdır: Yan yana sandalyelerde oturarak bağlama çalan çok sayıda bıyıklı takım elbiseli kravatlı adamın, büyük bir marifetmiş gibi aynı ezgiyi, aynı notalara basarak, aynı tezene atışlarıyla ve tüm bunları yaparken de icra ettikleri eserlerin duygularından kopuk yüz ve vücut ifadelerine yansıyan bürokratik ciddiyetlerini… İcrada teksesliliği pekiştiren bu uygulamaların daha gerisinde ise başladığı neredeyse son bir asırlık dönem boyunca yerel eserlerdeki polifonik derinliği ve değişik icra zenginliklerini göz ardı eden teksesli derleme ve sahneleme çalışmalarını anmamız gerekir.
Oysa, bizim, tarihin binlerce yıllık derinliklerine uzanan ozan geleneğimizde icra vücudun tüm uzuvlarıyla bir bütünlük arz eder. Anadolu ozanı, ataları olan Orta Asya şamanlarında, kamlarında, baksılarında olduğu gibi yeri gelince ağlar güler, yeri gelince konuşur kızar, bazen bağırır, ayağa kalkar, tekrar oturur, yani vücudunun tüm uzuvları, jest ve mimikleri ile icra ettiği müzik bütünleşir. Anadolu ozanının, beş-on yüzyıl önceki adıyla abdal dervişin ve ondan önceki dönemlerdeki selefi olan kam ve şamanların icra ettiği müzik tanrısal, ilahi bir eylemdir. Kendisi de gök ile yer arasında bir aracı… Müzik sadece parmaklarla değil, ozanın jest, mimik ve tüm uzuvlarıyla temsil edilir. İcrasını hem yaşar hem de yaşatır.
Sözlerimi sonlandırırken Sizleri Mehmet Erenler Hocamızın icra ettiği Şeker Dağı Bozlağı ve ardından bağladığı güzel bir Seymen oyun havası olan “Bad-ı Saba” ile baş başa bırakıyorum. (Şeker Dağı Bozlağımız ise artık bir başka yazımızın konusu olacak)
**Korona salgınını, kurallara ve uyarılara sabırla uyarak, birbirimizi koruyarak kollayarak hep birlikte atlatacağız **
Dr. Metin ÖZASLAN
Gazetenehaber